valla neresinden başlasam. sana soylenen klasıklerı soylemek istemiyorum. iyi söylüosun hoş söylüosun beni söylüosun bil yeter.he bide içimi biraz dökeyim dedim. bir insan severde 2 senedir yas mı tutar abi. anlamadım gitti.
14 temmuzda 2 sene olacak ayrılalı ama hala onun gibisi gelmedi. yani gelmedi derken gercekten gelmedi kimseye sevgilim diyemedim eskisi gibi. yani biri gelmeye calıssa kapımda acıktı, hani kapanmadım içime hiç. ama olmadı kader kısmet alın yazısı diyelim. mesajlar atarım ederim ama nafile. canımı fena yakar hala o. ve farkındadır. geri dönmez. sanki geri dönmemeye yeminlidir. ama sevdim çok. pişman değilim. yine olsa yine severim.he canını yakan demişsin ya. bide bıyıklarımı ağdayla aldırırken canımın acısını sana anlatamam. sanırım cildim hassasmış falan. bundanmış abi ama o biçim bi acıdır o .
bu kadar.iyi geceler.
derin.
genelde insanların hayatında canlarını yakan ağızlarına sıçıp bırakan tek insan vardır.ondan sonra bi boş beleşlik yerleşir insanın üstüne bi vurdumduymazlık.
21 yaşındayım kaç kez aşık oldun deseler hiç kez derim.benim hayatımı sikip atan tek insan olmadı arkasından ağladığım çok insan olsada o olmadan yaşayamam ay ben bunla evlenirim çocuğumda dünya güzeli olur dediğim adam sayısı 0.ama canımın yanması için bunları yaşamam gerekmediğini de anladım.en uzun ilişkim 3 ay sürdü o zman 17 yaşındaydım.büyüdükçe bişilerin rayına oturmasını beklerken bişilerin raydan çıkışını izlemek beni gitgide duyarsızlaştı. çoğu ilişkimin adı bile konmadı en çok da can yakan onlar oldu.hep de karşıma hayatını siken kadınları görmüş geçirmiş erkekler çıktı bendeki eskiyi arayışları,çok değerlisin snei kaybedemem ama senlede olamam sözleri,sonu sexle biten kavgalardan sonra geriye daha da ruhsuzlaşan bi kız kaldı.ne için ağladı kim için ağladı değer miydi bende bilmiyorum.bildiğim tek şey yaşadığım her ilişki benim bişilere geç kaldığı bana hatrlattı.aşkın getirdiği heyecanlanmaları,karındakı kelebek uçuşlarını ben başkalarından daha içten dinledim.benim anlattığım bi papağan gibi duyduğumu tekrarlamaktı.
şimdi ne oldu dersen hayatıma ilk kez bana cidden değer veren,öle düşünmek istediğim için değil bunu gerçekten gördüğüm birini aldım.ama herşeyin yolunda olduğunu söylemek sanırım imkansız;çünkü o kadar alışmışım ki aşkın bnm yanımdan bile geçemiceğine,kendi kendime kalmaya,bunun da kısa bi süre sonra biteceğine,benim elimde yine saçma salak hayal kırıklıkları kalıcağına en önemlisi yalnızlığımla evli olmaya bu ilişkiyi de sanırım ben kendi salaklığımla bitiricem.
bnbylypyrm
tam 2 aydır yiğitliğe bok sürdürmeden “aa canım naber ya” yavşaklığında hala seninle konuşmayı sürdürüyorum ya, biliyorum benim bırakıp gidişimin intikamını alıyorsun. msnde ne kadar “normal” bir muhabbetten sonra bana buluşma yeri verip 3 saat kuzu gibi bekleyip 32543215 kez aramamı açmayıp ertesi sabah da ya ben dün hastalanmışım dedin ya, benim için artık reglimin ilk gününden farksızsın bu hayatta. ama dün taksimin ortasında akıttığım galonlarca gözyaşımı bilmiceksin. ve biliyorumki bigün sen de benden sevgi dileniceksin.
zeynep
yazdıklarını okudukça bana ilk arkadaşım olan Melis’i hatırlatıyosun.. o çok güzel, o çok akıllı, evinde çatı katı olan nadir, özel çocuklardandı gözümde.. ki hala da öyle.. ben herşeyimi paylaşırdım onunla.. o an neyim varsa.. sen bilmezsin beslenme dersinde hiçbir zaman iki ayrı örtümüz yoktu bizim.. biz her beslenme dersinde örtülerden birini güzelce masamıza serer öğretmenimizin o gün neyi yememizi uygun görmüşse artık onu büyük bi iştahla yerdik.. bi hafta defterlerimizi değiştokuş yapardık.. bi hafta kalem silgi ikilisini.. bundan aldığımız keyfi şuan anlatmam mümkün değil.. onun defterine yazarken ki gösterdiğim özeni, titizliği o herşeyin en güzeline layık düşüncemden ibaretti.. okul çıkışı yol boyunca elele tutuşup evlerimize dağıldığımız anda ışık hızıyla önlüklerimizi çıkartıp hemen soluğu birimizin evinde alıyorduk.. ben daha çok onun evinde buluşalım isterdim.. annesinin her daim ipek olabilen saçları ve -ne yaparsa yapsın- her an miis gibi kokan bi vücudu vardı.. anne kokusundan daha farklıydı.. daha çok çalışan, modern, parfüm kokulu annelerdendi o.. en az kızı kadar o anneye de hayrandım.. melis’in annesi zaten o kadın gibi olmalıydı fikrimce.. bizimle ilgilenişi, sıkılmadan yaptığı oyunlar, hele ki ılık sütün yanında hazırladığı kurabiyelerin lezzetini şuan çok severek sıklıkla yediğim vişneli browni bile veremiyor.. aslında gayet iyi biliyordum bunun nedenini.. o çatı katında; onunla her ne yapıyosam o’nun sayesinde güzeldi.. aynı marka ılık sütü evimde yatmadan önce içtiğimde verdiği mecburi içiş hissi bundan kaynaklanıyordu işte.. annemin hafta da bir gün muhakkak yaptığı herkesin hayran olarak yediği çok meşhur arnavut börekleri, kekler ,kurabiyeler o yok diye yavan geliyodu bana.. günlerim o kadar güzel geçiyordu ki onunla.. ben o kadar mutluydum ki.. biz sokak arkadaşı, sıra arkadaşının yanı sıra sadece aynı evde uyu(ya)mayan kardeşler gibiydik.. ama sonra ne oldu biliyo musun?? sonra bi gün, bi pazar günü kamyona yükledikleri eşyalarını yeni bahçeli evlerine götürürken benim de bi parçamı alıp götürmüşlerdi.. bana sormadan, beni o sokakta bi başıma gözü yaşlı bırakıp herşey(im) elimden hızla uzaklaşıp gitmişti.. Melis artık yoktu hayatımda.. işte o an artık herkes gibiydim bende.. daha bi içine kapanmış artık çok daha az mutlu olan… şuan bana neden pazar günlerinden bu kadar nefret ediyosun diye soruyolar.. annem hala ılık sütten bi anda bu denli soğuduğumu anlayamaz mesela.. çatı katı olan bi evi gördüğümde ki hüznü gözlerimden anlayamazlar.. kızım olursa ismi melis olcak ısrarımın nedenini asla bilemezler..
bana ilk arkadaşım olan Melis’i o kadar hatırlatıyosun ki.. yazılarını okudukça; beni o çatı katına götüren merdivenlerden yukarı çıkartıp o kocaman kahverengi pufun üzerine oturtuyosun.. ordan melis ile semra’yı izliyorum ne kadar mutlu olduklarını.. bazen de merdivenlerden aşağıya inip çocukluğuma iniyorum hep orada o anda kalmak istiyorum.. evet gülümsüyorum her anı hatırlıyorum ama sıkça hüzünleniyorum…
hem söyler misin bana Ebru pazar günlerini neden seveyim ki??
Semra.
İnsan birini çok çok fazla sevdiğinde hakkında feci şekilde yanılabiliyor. Ben de özlüyorum deli gibi birisini, ama benim kafam bu konuda çok tuhaf çalışıyor. “Beni bir daha arama” dedi o da bana, “defol gelme yanıma” bile dedi. Ama arada sırada yakaladığım gözleri öyle çok şey anlatıyor ki bana, mutluluktan uçuyorum. Bunlar yüksek ihtimalle aklımın oyunları ama benim neredeyse yaşama sebeplerim. Ortak arkadaşlarımızla önünde dans ederken kıskançlığı, birbirimizi görmezden gelerek aynı masada oturmalarımızda nadir yakaladığım bakışlarında aşkı,
‘hastayım’ dediğimde paniğini görüyorum. Önceden benim için arabayı o park ederdi. Ben şimdi arabayı vurunca şoktan ağlarken, ne olduğunu henüz bilmeyen onun gözlerindeki korkuyu gördüm. En çok o kadar insanın içinde ona sarılmak istedim ben, ama ne yazık ki dünyada en çok ihtiyacım olan adam orda yokmuşçasına davranmak zorunda kaldım. Önceden arada sırada gizliden çaldırırdı. Şimdi onu da yapmıyor. Lisede aldığım hattı kapatamıyorum sırf belki bir gün arar diye. Ben bir bar tuvaletinin önünde oturup, zil zurna sarhoş sigara içerken yanımdan patır kütür sinirle geçmesi bile beni heyecanlandırıyor. Bi keresinde tam karşımda durup yüzüme baktı, utancımdan ve heyecanımdan üç adım ileri gittim. Kafamda yarattığım ‘o’ ile herşeyden anlam çıkarıyorum. Niye olduğunu bilmesem de hala kendimi onun için özel sanıyorum, üstelik şu an hayatında biri var. Bunları kendi blogumda yazamam, çünkü artık bilmesin onu hala sevdiğimi istiyorum. Yıllarca bildiği halde gelmedi bana geri, belki bilmeyince gelir diye bekliyorum.
Bu içimdekilerden yazıp kurtulmak istiyorum .
Bazen bi şarkıda içim dışına çıkıyor , bazen kaldırımdaki mantara baktığımda .
Onunla gittiğim yerlere sonra bir başkasıyla gittiğimde ne hissettiğimi söylemiyorum dahi. Elbette ki yine onun benimle burada oturduğunu düşünüyorum, onun yine sıcak çikolota içtiğini .
üst üste yaktığım sigaralar da sesini duyar gibi oluyorum ‘çok içtin, bu son olsun .’
Ben aklımda, yüreğimde onu yanımda tutarken onun başka bedenlerde başka yürekleri oyaladığı gerçeği ters köşe ediyor beni, e haliyle.
Spor ayakkabılarımın da bağcıkları yolda yürürken hep çözülüyorlar , bakıyorum; yoksun , bağlamıyorum bende .
Düşene kadar öyle yürüyorum.
Kimseyi üşüyor diye boynumdaki şalı çıkarıpta sarıp sarmalamıyorum. Sen hala üşüyor musun ?
Neyse ki yaz geldi.Yine de serin oluyor deniz kenarı üzerine bişey alsa bari.
Fotoğraflarına bakıyorum da bazen , saçlarını daha kısa kestiriyor-muş. Nasıl olmuş diye sormuyor ki ‘bu kadar kısa kestirmeseydin’ demiyorum ama O bilir benim o kadar kısa sevmediğimi. Bile bile kestirir işte .
Kim bilir benden sonraki öyle istiyordur,kısa seviyordur .
Bende hala O öyle seviyor diye kilo almaya çalışıyorum, sigarayı az içmek öğünlerimi düzenli yemek istiyorum.
İstiyorum sadece, öyle yapmıyorum .
8 aydır 5 kilo aldım yine de .
Ara sıra konuşuyoruz ”herşey yolunda , süper ya senin ?” gibi hiç acı taşımayan gökyüzünden alınıp söylenmiş laflar ediyorum.
İyi olduğuma inandığını biliyorum çünkü gördüğü can kırıklarını cam kırıkları sanıyor.
Aslında bi bilsen , bi görsen .
Güçlü göründüğüm kadar acı çekiyorum ben diyebilsem .
Hiçbirini diyemem Alp’e :-)
Ben bi sigara içeyim Ebru.
Selam,
Yazdıklarının edebi tarafı pek de umrumda değil. Ama yazarak moralimi sikiyorsun muntazaman. Benim vaktiyle yaşadığım bi ilişkiyi karşı taraftan seyredip yazıyorsun sanki, ya da ben onun öyle bakmasını tercih ederdim, ufaktan da isterdim. Diğer yandan, yazdıklarını okuyunca; “ulan ne kadar da kassak klişenin elinden kurtulamamışız” diye düşünmeden edemedim kendim adıma. Nedense benzer ilişkiler görünce garipsiyorum. Sadece bizimki öyleymiş gibi, başkası öyle olamazmış gibi. vs. vs.
Anlatmaya kalksam; -gerçi ne diye anlatıyo bu piç diyebilirsin- siktir et. Beraber kazanılmış bir üniversite, Sakarya denen sikik şehirde dönen bir sürü mevzular diye özet geçeyim. Sonuçta karşılıklı hatalar da olsa, sonunda onun ağzından daha önce hiç duymadığım laflar da duysam, benim ağzımdan nasıl çıktığını çözemediğim zırvalar da çıkmış olsa; o benim çocuğumun annesi gibi bir mevkide. Eylül’de o Sakarya’ya gidip, bu sebep yüzünden 2 yıl ara verdiğim okulda son senemi okumak ve bunu tek başına yapmak zorunda olmam, bu statüsü değiştirmeyecek.
Bunları yazıyorum da, yazmaya başladığım andan bu yana 1 saatten fazla oldu ve ne yazdığımı da net hatırlamıyorum zaten. Kafam iyiyken laf toparlamaya çalışmaktan nefret ediyorum, kusura bakmazsan bunu yapmayacağım.
Biraz daha az sikersen moralimi, sevinirim. İyi geceler.
İnsanlar çok değiştiler. Önceden birilerine sarılıp, desteklerini alıp rahatlayanlar şimdi kalmadılar. Benim gibi sanal mecralarda fazla ses yapmadan dolananlar, sırf içinden geleni yazanlar sayesinde oldukça rahatlıyor.
Pek çok zaman bilirim, kendi derdimi anlatamadığım ama senin veyahut başka birinin tek bir cümlesiyle ip gibi çözüldüğüm. İnsan keşfedilmeyi bekler malum. Sizler yazarak bizi hayatınıza dahil etmediniz, bunu yaptınız tabi ama daha da önemlisi yazarak -içinizden geleni yazarak- bizim hayatımıza dahil oldunuz.
Sosyal tecrübem çok fazla değil. Duygusal konuda hiçbir şey yaşamadım. 3-5 arkadaşım var, şarzım daima doludur, birine aşık olup olmadığını, o birinin kendine aşık olup olmadığını anlayamayacak kadar garip biriyim. Kendimi kötü hissetmeli miyim bilmiyorum. Ne zaman bildim ki zaten?
Bütün bunlara rağmen yalnızlığı seviyorum sanırım. Sadece bazı zamanlar kendimi hiçbir yere ait hissetmemek zorluyor. Kahve içiyorum geçiyor. Sonra oturuyor yazı yazıyor, sizleri okuyorum. Öylee zaman geçiyor işte.
Bunları niye yazdım onu da bilmiyorum. Sanırım aklındaki soru işaretlerine gün geçtikçe yenilerini ekleyen biriyim. Zavallı bilinçaltım benden nefret ediyor. Yine de fazla soru işaretinin sağlığa zararlı olduğunu unutmamak lazım.
Buraya “seni okurken acayip rahatlıyorum, hep böyle devam et.” tarzı şeyler yazmak isterdim. Kuulluk olsun diye yazmıyorum. Tabi.
Ama cidden rahatlatıyorsun. Bakış açını seviyorum çünkü benimkiyle örtüşüyor. Şans eseri bazı zamanlar aynı şeyleri düşündüğümüzü bile fark ettim. Cümle aynı, anlam aynı sadece kelimeler ve zaman farklı. Bu sahiden birkaç kez oldu. Ecinni miyim ne?
Yazacak çok şey var aslında. Her yazını okuduğumda deli gibi bir şeyler anlatasım geliyor. Bu da ayrı bir mantık zaten.
Buralarda bana Mavi Rüzgar derler. Kafa kağıdında Elif Ilgın yazar.
Saygılar sunarım.
Yemek yapıyorum aklıma geliyor, şimdi sevgilisiyle mutfakta böyle… derken mal gibi elimi kesiyor bıçak. Acımıyor inanırmısın, suya tutuyorum elimi, onları mutfakta öyle düşünürken kalbim sıkışıyor, mideme ağrılar giriyor ama parmağım acımıyor. Sonra olduğum yerde çömeldim ağlamaya başladım, parmağımı saracak kimse yok diye. Hatırlar mısın hani o ayakkabılar ayağımı vurunca, eve vardığımızda hemen pansuman yapmıştın parmağıma işte o an benden mutlusu yoktu, uzanmıştık sonra yatağa dışarda yağmur yağıyordu, camı da açmıştın, çok seviyordun ıslak toprak kokusunu. Sonra ben de sevdim, elbette senin sevdiğin herşeyi. Bir sabah aramıştın hani, ‘olmuyor’ demiştin. Daha dün akşam birlikteydik, noldu böyle derken aslında bu kaçıncı olmuyor deyişindi saymadığımı farkettim. İşte o sabah, ‘sevişirken oluyordu da şimdi mi olmuyor orospu çocuğu’ demiştim. İçimden tabii, işte o lafla birlikte anladım ki o olmuyorlar artık beni fazlasıyla yormuş ve sıkmıştı. Hiç aramadım, nasıl da rahatlamıştım. Kaybetme duygusu yoktu, güvenin boşa çıkması halinden muzdariptim artık. Yoktun, mutluydum ilk günler. Sonra bir gün yürürken, çok kalabalıktı yollar meydana geldim bir anda durdum öyle. Nasıl rüzgar var, bildiğin fırtına. Ama kıpırdamıyorum önce gözlerim doldu, sonra yavaş yavaş aktı yaşlar, ‘yalnızım’ dedim içimden ‘hemde çok’. O anda hissettiklerimi nasıl anlatayım sana. Pazarda annesini kaybeden çocuğun yalnızlığı gibiydi, en azından ben onu yaşadım, yani ona benzer birşey. Korkutan ise aniden gelişiydi. Daha beş dakika öncesinde işten çıkmış, boş otobüse yetişiyorum mutluluğu yaşarken ve hayat o anda böyle (dünya için küçük benim için büyük) bir mutlulukka doluyken, bir anda yok oldum. Haffilar gibi değil ama yokolmak, ağırlaşmak yerinaltına girmek istemek.. çok kötüydü o duygu, ölsem bir an dedim, yapamıyorum sonra.. allah belanı versin eski sevgili, ağızna sıçayım ben senin. Evlenmişsin. 3 ay flört edip, 4’ncü ayında evlendiğini duyunca aşık olduğun düşündüm yoksa böyle birşey için aptal olmalıydın. Yok ama sadece ‘bu kızı kaçırmamalıyım demiş ve evlenmişsin’ Öyle diyorlar. Peki, iyi yapmışsın. Duyduğumda duvara tekme atım ayağımı burktum, yakın arkadaşları arayıp, içinde sana bol küfürler geçen konuşmalar yaptım. İnşallah mutlu olmaz, mutsuzluktan kıvrım kıvrım olursun o tarla sıçanıyla gibi beddualar ettim. Sonra gitti tüm kızgınlığım yerini kırgınlığa bırakarak. Kızgınlık daha iyiydi en azından bağırıyordum, kızıyordum, küfrediyordum. Ama kırılmak, çok sevdiğin çok mu dedim canın kadar sevdiğin birine kırılmak fenaymış eski sevgili. Günlerce kimseyle konuşmadım, içtiğim sigaranın haddi hesabı olmadı. Uzun uzun daldı gözlerim, hasta oldum yine geldin aklıma. ‘İlaçlarını saatinde iç, seni seviyorum’ notunu saklıyorum hala, öyle malım yani. Sana rastlamıyayım diye dışarı çıkmadım nerdeyse, ne derdim, nasıl bakardım size bilemedim. Laf sokardım, sokamazdım konuşamazdım karşında biliyorum. Ben yalnızım hala, her geleni onun saçı bunun boyu bosu diye sallıyorum, seni özlüyorum ama yok bulamıyorum. Tam unuttum derken, sevgilinle seni mutlu görüyorum rüyalarımda öyle rüyaların sabahında ilk iş bi sigara yakıyorum, bir ses bekliyorum sevgilim sadece bir ses ’ aç karnına içme şunu’ diyen bir ses. Ama yok, gelmiyor o ses, kendi hıçkırıklarımda boğuluyorum. Olsan, sarılıp uyusam, yok. Herşey bir yana mutluysan, yani huzuru da yakalamışsan tüm laflarımı geri alırım, bedduaları da. Yeter ki mutlu ol, gülümse. Sen gül diye yapmadığım şaklabanlık kalmazdı hani -çok severdim gülüşünü- bu seferde söylediklerimi yalarım senin için olsun, sen yeter ki çok mutlu ol hep ama hep gül sevgilim…
Sevgili Ebru,
Ben de bir kere aşık olmuştum. 4 sene önce bitti. Hala içim bomboş. Mal gibiyim aynı. Gülüyorum falan ama öyle içten değil kahkahalarım. Zaman doldurayım diye yaşayıp gidiyorum. Sanki yaşamsal organlarımdan biri kopmuş gitmiş, kolum bacağım gibi. Hayır ona buna değil de en çok hatunun birinin hastalığı yüzünden ben yalan olmuşum ona yanıyorum. Bir de ben bunu yıllar sonra öğreniyorum. Sanki Yeşilçam’dayız anasını satayım. O’ndan ayrılınca tekrar aşık olucam ben diye diye bisürü saçma sapan ilişki yaşadım. Ben de vazgeçtim en sonunda. Daha fazla kahır çekeceğime kendimi bu işlerden çekeyim dedim.
Ama böyle de olmuyor. Birine karşı birşeyler hissetmeyi özledim artık. Aslında umudum da yok hiç. İki yıldır hayatımda kimse yok. Hem aşık olmaktan korkuyorum, hem böyle yaşayıp gitmekten. Ya tekrar aşık olunca da O’nu unutamazsam? Ne yaparım bilmiyorum böyle olursa. Artık sabahları uyandığımda ilk aklıma başkası gelsin istiyorum, içimde bir sevinçle kalkmak istiyorum yataktan. O ve dangalak sevgilisiyle feysbuklarda karşılaşınca sinir yapmak istemiyorum. Her 15 Mayıs’ta mal gibi şimdi ‘beraber olsaydık bilmem kaçıncı yılımız olacaktı’ diye içimden geçirmek istemiyorum.
Yıllardır aynı adamı özlemekten geberdim, hayatımda olan birini özlemek istiyorum artık. Başka bir adamın yüz hatlarını ezberlemek istiyorum, gözümü kapadığımda aklıma O’nun yüzü gelmesin istiyorum. Yarın birgün evlendiğini duymaktan ölesiye korkuyorum. Benim en büyük hayalim O’nun nasıl bir baba olacağını görmekken başkasının bunu görecek olmasına deli oluyorum. Beni bir tarafına takmayan bir adamı bu kadar düşünüyor olmak kendimden nefret ettiriyor. Belki de bir yazında dediğin gibi gerçekten aşık değilim her hayal kırıklığında, her yalnızlıkta ona sığınıyorum. Artık çok sıkıldım ben ya, aşık olmak istiyorum.
Öyle şarkılar var ki hem huzur veriyor hemde buruk bir acı sana ikisinide birden yaşatıyor.Garip birşey ama sana yinede güzel geliyor ve o şarkıyı defalarca dinliyorsun daha da acı cekıyorsun onu unutmaya calısıyorsun..Güzel birşey ya yaşadıkların? Onlar peşini bırakıyor mu? Ağlamak istiyorsun gözünden yaş gelmiyor.Bir an gözün doluyor tekrardan.Müzik dinlemeyi bırakınca eski o çöplüğüne geri dönüyorsun.. Ve bir irkiliyorsun garip oluyorsun? Neden diye soruyorsun kendine.. Öyle işte böyle olması gerekiyor diyorsun.Gerekirse aşkınıı kalbinin derinliklerine gömüyorsun.Herkesten gizli..Sır gibi..Onu hala cok sevıyorsun…O bir zamanlar senınken birden bir baskasının oluyor.Ikı gun once kollarındayken sımdı bir baskasıyla bırlıkte oluyor cok acı dımı? Herseyden sevıyorsun onu herseyden vazgecemıyorsun bu sana yapılan bir büyüymüş gibi..Basını donduruyor kokusu..Birden hersey gözünün önünden film şeridi gibi geçiyor..Birden gözlerin doluyor ve ağlıyorsun.. Ve ne yazıkk ki o ağladığını bile göremiyor..Sadece sen, sadece sen..Mafoluyorsun..Sen sadece kendıne yazık ediyorsun..ve yaşadıkların birden sana çok GARİP geliyor..
-Bir şarkı insana ancak bunları yazdırabilirmi?
The Decemberists - We Both Go Down Together ~
Ecrin Özçam
Burdan gitsene artık, ne bileyim tekrar gelmiyeceğin biyerlere git, tekrar görmek istemiyorumda seni. Hergün yanımda uyanıyorsun, hep peşimdesin nereye gitsem. Neden yapıyorsun ki bunu bana ? Agzını bıçak acmıyor. Ne dersem susuyorsun sonra ağlamaya başlıyorsun. İstemiyorum Ebru seni. uzak dur yakınımdan, uyanma benimle beraber, dinlediğimde beni benden alan o şarkıları dinleme benim yanımda. Çünkü ben eskisi gibi dinleyemiyorum o şarkıları.
(Bunu yazan kişinin ne anlatmaya çalıştığını anlayamadım ama, yayınlıyorum)
herkes niye bu kadar uzun yazılar yazmış anlamadım herkesin anlatcağı şeyler mi çok fazla yoksa uzatıp da duruma önem mi kazandırmak istiyorlar :) ben kısacık birşey yazıcam hatta benim sözlerim bile değil Shakespeare’nin bir yaz gecesi adlı oyunundan bir parça :)
aşk gördüğünü gözleriyle değil,hayaliyle görür
kanatlı kupid resimlerde işte bu yüzden kördür
durup düşünme nedir hiç bilmez aşk
kanadı var gözü yoktur;bakmadan uçup gider
aşk bir çocuktur derler ya nedeni budur işte
öyle çok yanılırki yaptığı seçimlerde
oyun oynayan çocukların ettiği yeminler gibi
aşk uğruna yalan yere yeminler edilir her yerde
william shakespeare
-Çağdaş
Sen yaz dediğin için yazıyorum yalnızca bunu . Hoş değil mi ?
Başka da bi amacım yok gibi görünürde.
Metafiziğe inanıyorsan eğer, durum değişir tabi.
Olur da yolu bu siteye düşer belki o da okur diye yazmak istemiş olabilirim.(rengimi belli ettim hemen, evet ben metafiziğe inanıyorum)
Neyse.
Güçlü gözükme sanatı diye bişey var . Herkese inanıp kimseye güvenmediğimden sebep aklımdan geçeni buraya da yazamadım .
Adı Alp’ti .
Kendime bakiyorum son 1 haftadir kapattim kendimi bu odaya.dişlerimi fırçalamaz oldum.duş almaz oldum.evden 2-3 günde 1 sigara almaya çıkar oldum.evdekilerin yüzünü yemekten yemege görür oldum.beni terkeden insanın facebook sayfasını yenileyip sürekli değişiklik varmı diye bakmaktan piskopat oldum.ona başkasının sahip olma ihtimalini düşünüp aglamaktan burnumu sile sile burnumu kabul baglattim.
ilk aşkım degil.sonda olmayacak.hayatımda çok macera yaşadım.ama ben niye böyle oldum biye geçmiyor bu acılarım neden bitmek bilmiyor. keşke hata yapan ben olsaydım 50 kere aradım onu şimdiye kadar.ama suçlu o.daha 10 gün önce sensiz yapamam deyip aglayıp sızlayıp benle barışmak isteyen , barıştıktan 3 gün sonra bir anlık sinirle bir hiç ugruna siktir çeken o.nefes almak istiyorum eskisi gibi.bir hastaneye yatmayı düşünüyorum.beni bayıltsınlar 1 ay uyandırmasınlar.
belki bu söylediklerim saçma gelir size , ama ben bunları aglayarak sızlayarak yazıyorum.gün gelir inşallah devran döner.gözünün yaşına bi daha kanarsam namerd olayım !